Header
Ana Sayfa Hakkımızda Yazarlar Ne dediler? Tanıtım Filmi İletişim Sipariş ver
İslam Tarihi Ansiklopedisi 1.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 2.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 3.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 4.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 5.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 6.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 7.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 8.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 9.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 10.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 11.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 12.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 13.Cilt İslam Tarihi Ansiklopedisi 14.Cilt
 KÜLLİYAT'TAN SEÇKİLER
   Peygamberler Tarihi
   İslam Öncesi Araplar
   Hz. Muhammed (S.A.V)
   Hülefa-i Raşidin
   Emeviler
   Abbasiler
   Memlükler
   Selçuklular
   Osmanlı Tarihi
   Eser Hakkında Yorumlar
 
 TARİH KİTAPLIĞI
 Abbasiler
 Gazali
 Hazreti Mevlana
 Hz Peygamberin Aile Hayatı
 Hz. Ömer ve Modern Sistemler
 İmam-ı Rabbani
 İslam Kültürü ve Medeniyeti
 İslam Mezhepleri Tarihi
 İslam Önderleri Tarihi
 İslam'da İmamet ve Hilafet
 Kafkas-Rus Savaşında Çerkesler Çeçenler Kazaklar ve Gürcüler
 Kur'an'ın Işığında Müslim-Gayrimüslim Münasebetleri
 Memlûkler
 Osmanlı İmparatorluğunun Çöküşü
 Osmanlı'da Hilafet ve Halifeliğin Kaldırılması
 Osmanlı-Uçbeyliği’nden Devlet-i Aliyye’ye
 Peygamberler Tarihi
 Rusların Kafkasya'yı İstilası ve Şeyh Şamil
 Rusların Kafkasya'yı işgâlinde İngiliz Politikası ve İmam Şamil
 Siyer-i Nebi Hz. Muhammed
 Yezid Bin Muaviye
 HABERLER
  RUH TERBİYEMİZ

 
TÜRKİYE'DE KÜLTÜR BUHRANI

 
KUR'AN-I KERİM'İN FAZİLETLERİ

 
TAŞI GEDİĞİNE KOYMAK

 
İSLAM EKONOMİSİNİN TEMEL MESELELERİ

 
KUR'AN-I KERİM'İN FAZİLETLERİ

 
TÜRKİYE'DE KÜLTÜR BUHRANI

 MAKALELER
  haber 3
  haber 2
  haber 1


 ÖDEV KONULARI
    Peygamberler
    Halifeler
    Sahabeler
    Padişahlar
    İslam Önderleri

 

 
Osmanlı Tarihi 
OSMANLI DEVLETİ:1299–1923

Osmanlı Devleti XVI. asrın başlarında Selçuklu-Bizans hudutlarında ortaya çıkan küçük bir beylikti. Bu küçük beylik kuruluşundan kısa bir müddet sonra büyüyerek tarihin akışını değiştirecek derecede kudretli bir devlet haline geldi. Yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak bölgeye kuvvetli ve silinemeyecek bir İslam-Türk damgası vurmasının sebepleri üzerinde hala münakaşalar devam etmektedir. Tarihçiler, bunu henüz tam izah edilememiş bir mesele olarak görmektedirler.

Bir beylik olarak ortaya çıkışından itibaren bünyesi ve şartların gerektirdiği değişiklikleri yapmaktan çekinmeyen Osmanlı Devleti sağlam temeller üzerine bina edip geliştirdiği ve kemal mertebesine ulaştırdığı müesseseleri vasıtasıyla uzunca bir hükümranlık dönemi geçirme imkânını buldu. Çok geniş bir coğrafya üzerinde hâkimiyetini kuran Osmanlı Devleti farklı ırk, din, dil, örf ve adetlere sahip toplulukları asırlarca adilane bir şekilde idare etmişti. Ulaşım bakımından günümüz şartları ile mukayese edilemeyecek derecede imkânsızlıklar içinde bulunan o asırların dünyasında, bunca farklı düşünce ve yapıdaki toplulukları cebir ve tazyik kullanmadan idare etmek ve tebeasına (vatandaşına) normal bir hayat seviyesi kazandırmaya çalışmak, sadece basit bir idare anlayışının sonucu olmasa gerekir.

Bu sebeple biz, bu devletin siyasi ve askeri grafiğinin yanında sosyal, ekonomik, hukuki, dini, bedii, kültürel ve etnik şart ile nizamlarının seyrini takip etmeyi de hedefledik. Böylece bu devlete ruh ve hayat veren sırları keşfetmeye yönelik bir çalışmayı gerçekleştirdiğimize inanıyoruz.

Günümüzde, sosyal, ekonomik ve hatta dini çatışmaları ile siyasi istikrarsızlık merkezi durumuna gelen bir coğrafyanın, Osmanlı idaresi altında uzun süre barış ve huzur içinde yaşadığı düşünülecek olursa, Osmanlı Devleti tarihinin, gerek dünya, gerekse İslam tarihi bakımından sahip olduğu yerin önemi, daha iyi anlaşılmış olur. Nitekim tarihin, gerçekleri konuşan dudağı şahittir ki zaman sisleri arasında, kaybolan mazi miraslarını geri alıp dört başı mamur bir Müslüman-Türk Devleti kurarak, onu tarihi hassa ve misyonu ile yaşatmak kudretini yalnız Osmanlılar gösterebilmiştir denebilir.

Kuruluşundan itibaren Müslüman bir topluma istinad eden bünyesi ile şer’i hukuku, hem ameli, hem de nazari bir şekilde uygulanan Osmanlı Devleti, bu anlayışını devletin bütün sistem ve organlarında devam ettiriyordu. Çünkü “bu devlette din asıl, devlet ise onun bir fer’i olarak görülmüştür.” Bu bakımdan, Osmanlı Devleti'nin bütün kurum ve kuruluşlarında, bu anlayışın hâkim rol oynaması normal karşılanmalıdır. Bu sebepledir ki Osmanlılar, Balkanlarda idarelerine aldıkları yerli unsurların din ve vicdan hürriyetine müdahale etmediler.

Gerçekten Osmanlılar, din ve vicdan hürriyetini temel taşı kabul eden sosyal ve ekonomik haklara saygı gösteren bir anlayışla idareleri altına giren kavimleri, yumuşak ve eşitliğe dayanan adaletli prensipler ile yönetiyorlardı. Onlar, bundan farklı bir şekilde de davranamazlardı. Zira mensubu bulundukları din (İslam), onların başka türlü davranmalarına ve idarelerindeki insanlara farklı muamelelerde bulunmalarına izin vermiyordu. İslam, Müslümanların, fethettiği topraklarda yaşayan kimselerin zorla dine girmelerine müsaade etmez. O, herkesi inanç ve fikrinde serbest bırakır. Hak ile batılın neler, inançlar arasındaki orta ve doğru yolun hangisi olduğunu bildirmekle yetinir.
…

Araştırmamızda, günümüz okuyucusunun rahatça anlayabileceği bir dil ve üslup kullanmakla birlikte, eski bir kültür birikimini günümüze taşıyabilmek için, zaman zaman dönemin kaynaklarının diline müracaat ettik.

Bilindiği gibi tarihi gerçekler, vakti geçmiş ve vazifesi tamamlanmış olaylar birikimi değildir. Aksine, geleceğin temellerini teşkil ettiği için, toplum olarak büyük bir dikkat ve şuurlu bir tecessüsle üzerinde durmamız gereken gerçeklerdir. “Zira istikbalin kulağına söylenecek söz, gözüne gösterilecek istikamet, vadesini tamamlamış bu tarih hazinesinin derinliklerinde saklıdır.”

Hala, maddi ve manevi mirasından yararlandığımız Osmanlı gibi büyük bir devletin tarihini araştırıp yazmak, zannedildiği kadar kolay değildir. Çünkü burada, sadece Osmanlının değil, döneminde kendi idaresi altında yaşamış veya onunla kader birliği etmiş veyahut kara ve denizlerde onunla göğüs göğüse harb etmiş devletlerin kaynaklarını da incelemek gerekir. Bunun için eserimizde, geleceğe ışık tutacak şekilde sağlam bir bilgiyi aktarabilmek gayesiyle imkân ölçüsünde yerli ve yabancı kaynaklardan yararlandığımızı belirtmek isterim.

Böyle bir çalışmanın, vücud bulup günyüzüne çıkmasına vesile olan Kayıhan Yayınları sahibi Merhum Burhaneddin Kayhan Bey'e ve çalışmalarıma sabırla tahammül edip bana destek olan muhterem eşim Gülnur Kazıcı'ya teşekkürü bir kadirşinaslık olarak telakki ediyorum.


Prof. Dr. Ziya Kazıcı
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı


 

GERİ DÖN

 



 
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim Copyright
Ana Sayfa          Yazarlar          Sipariş ver          İletişim
Copyright © 2006 webofisi.com All rights reserved.